Kategoriler
Tarih

Sultan II. Bayezid Kimdir? Hayatı, Şehzadeliği, Ailesi ve Sultan II. Bayezid Dönemi

Sultan II. Bayezid Kimdir? Sultan II. Bayezid Yaşamı

Sultan II. Bayezid, Osmanlı Devletine 1481 ila 1512 yılları arasında padişahlık yapmış ve Osmanlı Devletinin 8. padişahıdır. Soyu Osmanlı hanedanı olan Sultan II. Bayezid’ın babası Sultan Fatih Sultan Mehmet ve annesi I. Gülbahar Hatun’dur. Sultan II. Bayezid 1447 tarihinde Dimetoka şehrinde dünyaya gelmiş ve 1512 tarihinde Edirne şehrinde vefat etmiştir. Saltanatı 31 yıl sürmüştür. Sultan II. Bayezid’dan sonra tahta Sultan I. Selim yani Yavus Sultan Selim geçmiştir. Sultan II. Bayezid Yükselme Dönemi padişahlarındandır. Sultan II. Bayezid’ın lakabı Sultân Bayezid-î Velî Han, Gazi’dir.

II. Bayezid’ın Şehzadelik Dönemi

II. Bayezid bazı kaynaklara göre 1447’de, bazı kaynaklara göre de 1448’de, 3 Aralık’ta bugün Yunanistan sınırları içerisinde kalan, Osmanlılar zamanında ise Edirne’ye bağlı bir kaza merkezi olan Dimetoka’daki Dimetoka Sarayı’nda dünyaya geldi. Babası Fatih Sultan Mehmet ilme karşı büyük bir sevgi beslediği için, oğlu Bayezid’e her şeyden evvel kuvvetli bir tahsil verdirmeyi düşündü. İstanbul’un fethi’nden sonra, 7 yaşlarındayken Hadım Ali Paşa danışmanlığında Amasya valisi olan Bayezid, burada o dönemin en ünlü âlimlerinden dersler aldı ve padişah olacak şekilde yetiştirildi.

Sponsorlu Bağlantılar

Osmanlı Padişahı II. Bayezid

O günlerde Amasya kenti bir eğitim ve kültür merkeziydi. Devrin meşhur âlimlerinden dersler aldı, İslami ilimlerin pek çoğunu öğrendi. İslam ilmi alanında ders aldığı hocalarından birisi de Şeyh Yavsi – Hünkar Şeyhi olarak bilinen Bayrami tarikat şeyhi de olan Muhyiddîn Mehmed-i İskilibî olmuştur. İslami ilmin yanı sıra matematik ve felsefe tahsili de aldı. Ayrıca Şeyh Hamdullah’tan da hat dersleri aldı. Arapça ve Farsça’nın yanı sıra; Çağatay lehçesi ve Uygur alfabesini de öğrendi. Dinine bağlılığından dolayı kendisine Bayezid-i Veli de denilirdi. Bayezid-i Veli, şairleri saraya toplar onlarla sohbet ederdi. Hattat ve bestekârdı. Adli mahlasıyla şiirler yazdı. Ulema ve sanatkârlar için ayrıca bir fon ayırmıştı.

1473’te Otlukbeli Savaşı’nda sağ kol kumandanı olarak görev alan Bayezid İran’dan gelen tüccarların mallarının yağmalanması üzerine gönderdiği kuvvetler 1479’da Torul ve çevresini Osmanlı topraklarına kattı.

II. Bayezid’ın Tahta Çıkması

Fatih Sultan Mehmed’in 4 Mayıs 1481’de Gebze yakınlarında vefat etmesi üzerine Sadrazam Karamanlı Mehmed Paşa, Bayezid ve Bayezid’in kardeşi Cem Sultan’a ulaklar (haberci) gönderdi. Ancak Cem Sultan, kendisine gönderilen haberci yolda, Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşa tarafından yakalanarak alıkonduğu için babasının ölüm haberini geç öğrendi. Bu arada Bayezid’in tarafını tutan Yeniçeriler İstanbul’da isyan ederek Cem Sultan taraftarı Karamanlı Mehmed Paşa’yı 4 Mayıs 1481’de öldürdüler ve Bayezid’in oğlu Şehzade Korkut’u babasına vekâleten tahta çıkardılar.

Babasının vefatını öğrenen ve devlet büyüklerinin, acele başkente gelmesi hakkında gönderdikleri mektupları alan II. Bayezid maiyetinde 4.000 kişi olduğu halde Amasya’dan yola çıkıp 9 günde Üsküdar’a geldi. Ertesi gün oğlu Şehzade Korkut’tan saltanatı resmen teslim alıp 22 Mayıs 1481’de Osmanlı tahtına çıktı ve devleti idare etmeye başladı. II. Bayezid ilk olarak kapıkullarına üçer bin akçe cülus bahşişi dağıttı. Yeniçerileri ulufelerini 5 akçeye çıkarttı.

Sponsorlu Bağlantılar

Cem Sultan Sorunu

Cem Sultan abisi II. Bayezid’in padişahlığını kabul etmedi. Böylece Osmanlı devleti II. Bayezid ile Cem Sultan arasında uzun süren ve en sonunda Avrupa’nın da içine karıştığı bir taht kavgasına sahne oldu. II. Bayezid İstanbul’da tahta çıkmış olmasına rağmen Cem Sultan 4.000 askeriyle İnegöl önlerinde Bayezid’in henüz hazır olmayan Ayas Paşa idaresindeki ordusu ile savaştı. Bu savaşı kazanan Cem Sultan Bursa‘da kendi adına hutbe okutmak ve para bastırmak suretiyle hükümdarlığını ilan etti. Bursa’da 18 gün saltanat süren Cem Sultan civardaki şehir ve kasabalara da hâkimiyetini kabul ettirdi ve II. Bayezid’e İmparatorluğu eşit olarak paylaşma teklifinde bulundu. Buna göre İmparatorluğun Anadolu toprakları Cem Sultan’a verilecekti. Ancak devletin ikiye bölünmesi anlamına gelen bu teklif, sadece Bayezid tarafından değil tüm devlet ileri gelenleri tarafından dehşetle karşılandı. Osmanlı Devleti‘nin bölünmesini kendi çıkarlarına uygun gören Avrupalılar ve Memluklular bu konuda Cem Sultan’ı desteklediler.

1481 Haziranında II. Bayezid’in ordusuyla Yenişehir ovasında yaptığı savaşta yenilen Cem Sultan önce Konya’ya çekildi. Konya’da yeterince destek bulamayan Cem Sultan Tarsus’a geçti. Daha sonra da Memluk sultanından aldığı davet üzerine Kahire’ye gitti. Kahire’de büyük ilgi gören Cem Sultan orada kaldığı süre içerisinde Mekke’ye giderek hac vazifesini yerine getirdi. Bu dönemde, ağabeyi II. Bayezid kendisine padişahlıktan vazgeçmesi hâlinde 1 milyon akçe vermeyi teklif etti. Ama Cem Sultan bu teklifi reddetti. Benzeri teklifler tekrar yapıldıysa da, bunlar da sonuç vermedi. Memluklular’ın ve eski Karaman Beylerinin yardımıyla tekrar bir ordu toplayan Cem Sultan, 27 Mayıs 1482’de Konya’yı kuşattı. Ancak Osmanlı Ordusu’nun Konya’ya hareket etmesi üzerine kuşatma kaldırıldı. İki taraf Akşehir’de karşılaştı. Savaşı kaybeden Cem Sultan Ankara’ya geçti. Ankara’da da kaçışına devam eden Cem Sultan 1482 yazında otuz kadar adamıyla birlikte Rodos’a gitti. Cem Sultan 29 Temmuz 1482’de Rodos Şövalyelerinin Büyük Üstadı Pierre d’Aubusson tarafından büyük bir törenle karşılandı. Cem Sultan’ın amacı Rumeli’ye geçerek mücadelesini sürdürmekti. Ancak bundan sonra bir daha hayatta iken vatanına dönemedi. Artık, Cem Sultan için Avrupa’da maceralı bir esaret hayatı başladı.

Cem Sultan Rodos’a çıkmasından sonra Papa VIII. Innocentius’in isteği üzerine Fransa’ya gönderildi. Bu gelişmeden sonra önceleri Osmanlı Devleti’nin bir iç meselesi olan taht mücadelesi, böylelikle milletlerarası bir mesele hâline geldi. Bu olaydan çıkar sağlamak isteyen Papa VIII. Innocentius’un, Cem Sultan’a, Hıristiyan olması hâlinde onu Osmanlı Devleti’nin başına geçirebileceğini teklif ettiği söylenir.

Osmanlı Devleti’ne karşı yeni bir Haçlı seferi gerçekleştirmek için Cem Sultan’ı kullanmayı düşünen Papa VIII. Innocentius 1492’de öldü. Böylece Cem Sultan daha serbest bir hayata kavuştu. Fakat bu defa Fransa Kralı, Cem Sultanı kendi siyasi emelleri için bir koz olarak kullanmak istedi. Bu amaçla hareket eden Fransa Kralı VIII. Charles Roma üzerine yürüyerek 26 Ocak 1495’te Cem Sultan’ı Papa’dan teslim aldı. Fransız Ordusu ile beraber yola çıkan Cem Sultan 25 Şubat 1495’te vefat etti. Bazı kaynaklar, Cem Sultan’ın elindeki kıymetli rehineyi bırakmak zorunda kaldığı için Papa tarafından zehirletildiğini ifade etmektedir.

Cem Sultan’ın ölümünü öğrenen II. Bayezid Osmanlı ülkesinde 3 gün yas ilan etti. Ülkedeki camilerde Cem Sultan için gıyabi cenaze namazı kılındı. Ayrıca II. Bayezid kardeşinin günahlarının bağışlanması için fakirlere 100 bin akçe sadaka dağıttı.

Sponsorlu Bağlantılar

İtalya’da toprağa verilen Cem Sultan’ın cenazesi de pazarlık konusu oldu. Uzun süren bir mücadelenin ardından Cem Sultan’ın cenazesi, vefatından 4 sene sonra 1499’da Osmanlı topraklarına getirildi. Mudanya’da karaya çıkarılan cenaze Bursa’da Muradiye Camii’nin haziresinde kardeşi Şehzade Mustafa’nın da mezarının içinde bulunduğu türbe’ye gömüldü.

Cem Sultan Avrupa’da iken, İspanyollar karşısında yenilgiye uğrayan Endülüs’teki Müslümanlar Osmanlı Devleti’nden yardım istediler. II. Bayezid kardeşi Cem Sultan’ın Avrupada esir olması sebebiyle gerekli yardımı tam anlamıyla yapamadıysa da Kemal Reis’i İspanya’ya gönderdi. Kemal Reis İspanya’daki Müslümanları Kuzey Afrikaya, Yahudileri de de Selanik ve İstanbul’a taşıdı. 1492 yılında Müslümanların yanı sıra 150 bin kadar Yahudi de Osmanlı topraklarında yerleştirildi.

İtalya’ın Kaybedilmesi

1480 yılında Fatih Sultan Mehmet hayatta iken Osmanlılar İtalya’nın ele geçirilmesi için ilk adım teşkil etmek üzere yarımadanın güneydoğusunda (çizmenin topuğu) yer alan Otranto kalesini ele geçirmişlerdi. Fatih’in ölümü ve Şehzade Cem’le II. Bayezid arasındaki taht mücadelesi, İtalya’nın fethi projesinin bir müddet daha ele alınmamasına neden oldu. Bir sene sonra Osmanlı hâkimiyetindeki Otranto kalesi elden çıktı.

Napoli Krallığı, elindeki kuvvetlerle Osmanlı ile başedemeyeceğinin farkındaydı. Ayrıca Osmanlıların İtalya’da bulunmasının krallığın geleceği için iyi olmadığını da biliyordu. O nedenle Napoli Kralı, damadı Macaristan Kralı Matthias Corvinus’tan ve aynı hanedana mensup bulunduğu, o zamanlar Aragon olarak adlandırılan Kuzey İspanya kralından acele yardım istedi. Macaristan kralının gönderdiği 2.000 atlı ve diğer İtalyan devletlerinden aldığı yardımcı kuvvetlerle Otranto kalesi önlerine geldi. Bu orduyu denizden Napoli, Papalık ve İspanya gemilerinden müteşekkil bir donanma destekliyordu. Fatih Sultan Mehmet’in ölüm haberi buraya da ulaşmış ve Osmanlı askerleri arasında büyük bir isteksizlik ortaya çıkmıştı. Tam bu sırada komutan Gedik Ahmet Paşa, yanına aldığı bir miktar asker ve donanma ile ani bir şekilde Otranto’yu terk etti. Bir rivayete göre bunu kendi kararıyla, bir diğerine göre ise Sultan Bayezid’in isteği ile gerçekleştirmiştir. Gedik Ahmet Paşa Otranto’da 8.000 kadar asker ve asker için 1,5 senelik mühimmat bıraktı. Bu kadar kuvvet ile büyük bir orduya karşı konulması da mümkün değildi. Mukavemet edip 8.000 askeri heba etmek yerine kalenin teslim edilmesine karar verildi. Osmanlı kuvvetleri, askerlerin tüm silah ve cephanelerini yanlarına alarak çekilmesine izin verilmesi hâlinde, kaleyi teslim edeceklerini taahhüt ettiler. Kaleye yardım gelmesinden korkan Napoli Kralı bu anlaşmayı kabul etti. Böylece 8.000 Osmanlı askeri tüm mühimmatları ile gemilere binip, Otranto Boğazı’nı geçerek Arnavutluk’ta Osmanlı topraklarına çıktı.

Napoli Kralı, Türklerin yeniden İtalya’ya çıkmaması için II. Bayezid’in elçisi ile görüştü ve Türklerin İtalya’ya bir daha sefer düzenlememesi vaadine karşılık Napoli, götürülemeyen Türk toplarını, Napoli Krallığı içerisindeki bütün Türk ve Müslüman esirleri Osmanlı Devletine geri verdi. Ayrıca dostça olmak şartıyla Donanma-yı Hümayun’a (Osmanlı Donanması), Adriyatik ve Yunan Denizi’nde serbestçe dolaşma hakkı tanıdı.

Sponsorlu Bağlantılar

Nihayetinde Osmanlı Devletinin, İtalya’daki tek kalesi olan Otranto ele geçirilmesinden 13 ay sonra, 10 Eylül 1481’de kaybedildi. Böylece, Fatih Sultan Mehmet tarafından başlatılan İtalya seferi Osmanlı Devletinin iç problemleri sebebiyle durduruldu.

II. Bayezid’ın Yaptığı Savaşlar

Cem Sultan Olayı ve bu olay sebebiyle Avrupalıların İstanbul’u geri alma ümitleri yeniden gündeme gelince II. Bayezid çok dikkatli ve barışçı bir dış siyaset takip etmek mecburiyetinde kaldı. Bununla birlikte kendisi gerektiğinde savaştan çekinmedi ve Osmanlı Devleti’nin sınırlarını genişletti. II. Bayezid’in tahtta kaldığı süre, hemen hemen babası Fatih Sultan Mehmet ile eşitti (yaklaşık 30 yıl). Fatih bazen iki senede bir sefere çıktığı halde, oğlu Bayezid yalnız 5 kere sefere çıktı. Padişahların bizzat başkumandanlık ettiği bu seferlere Osmanlılar tarafından Sefer-i Hümayun adı verilmiştir.

  • Birinci Sefer-i Hümayun
  • İkinci Sefer-i Hümayun (Boğdan seferi)
  • İkinci Bayezid Külliyesi’nin inşaatı
  • Osmanlı-Memlük savaşları
  • Üçüncü Sefer-i Hümayun
  • Adbina zaferi
  • Osmanlı-Lehistan savaşı
  • Dördüncü Sefer-i Hümayun
  • Beşinci Sefer-i Hümayun
  • Fransızların Midilli kuşatması
  • Osmanlı-Venedik barışı
  • Karamanoğulları’nın son taht teşebbüsü
  • Safeviler’in İran’da başa geçmeleri
  • Şah İsmail’in Dulkadir seferi

1509 İstanbul Depremi – Küçük Kıyamet

10 Eylül 1509’da Memalik-i Rum adı verilen Amasya, Tokat, Sivas, Çorum ve çevresinden başlayıp 45 gün şiddetle devam eden depremde halk, iki ay kadar çadırlarda yaşadı. Bu deprem, aynı şiddette İstanbul ve Edirne’de de meydana geldi. 14 Eylül 1509’da İstanbul, Osmanlı tarihinin kaydettiği en şiddetli depreme maruz kaldı. Küçük kıyamet (Kıyamet-i Suğra) denilen bu depremde İstanbul’da 109 cami ve mescit ile 1.070 ev kullanılamaz hâle geldi. Halktan da 5.000 kadar insan yaşamını yitirdi. Binlerce insan yıkıntılar altında gömülü kaldı. Köpürmüş ve azgın bir hal almış olan deniz dalgaları, İstanbul ve Galata surlarını aşarak sokaklarda tufan meydana getirdi. Bu arada eski su bentleri de yıkıldı. Sultan II. Bayezid, sarayının duvarlarına güvenemediğinden bahçesinde gayet hafif ve tehlikesiz bir çadır kurdurarak orada on gün kadar ikamet etti.

45 gün kadar, aralıklarla devam eden bu deprem, İstanbul sakinlerini sürekli bir heyecan içinde yaşattı. Çorum halkının üçte ikisi, şehirlerindeki toprak kaymaları yüzünden yarılıp açılan topraklar içinde hayatını kaybetti. Yine bu esnada Gelibolu istihkâmları da yıkıldı. Sultan II. Bayezid’in doğduğu şehir olan Dimetoka bir toprak yığını hâlini aldı.

Sultan Bayezid, bu deprem nedeniyle devletin ikinci başkenti olan Edirne’ye gittiyse de İstanbul depreminden 15 gün sonra Edirne’de İstanbul’dakinin benzeri olan ve aynı şiddette bir deprem daha meydana geldi. Mimar Hayreddin, 15 gün içinde Padişah için Edirne’de ahşap bir ev yaptı. Padişah, bu ahşap evde ikamete başladı. Aynı sene Edirne’de yine benzer şiddette bir deprem daha oldu. Tunca Nehri taşarak ve yatağını da aşarak depremin yıkıntılarını kapladı. Üç gün geçit vermeyen Tunca’nın taşmasıyla da birçok insan öldü.

Sponsorlu Bağlantılar

Bundan sonra II. Bayezid İstanbul’un yeniden imarı için neler yapılması gerektiği konusunda ilgililerle bizzat toplantılarda bulundu. Toplantılar sonunda İstanbul’da yıkılan yerleri yeniden yapmak veya tamir etmek için yirmi evden bir kişi ve ev başına yirmi ikişer akçe toplandı. Bu şekilde Anadolu’dan 37.000, Rumeli’den de 29.000 cerahor (ücretli amele) çıkarılıp 3.000 kadar mimar ve marangoz getirildi. Bunlardan başka “Yaya”lardan 8.000, “Müsellem”lerden de 3.000 kişi kireç yakmakla görevlendirildi. 29 Mart 1510’da başlayan imar faaliyetleri 65 günde sona erdi. Bu inşaat ve tamiratta, İstanbul surlarından başka Galata’daki mahzenler, Galata Kulesi, Kız Kulesi, Rumeli ve Anadolu hisarları ve fenerlikleri, Çekmece köprüleri ile Silivri kalesi gibi önemli yerler de vardı. Sultan II. Bayezid’in bu çabaları üzerine İstanbul kısa bir sürede adeta yeniden inşa edilmiş oldu. Bu inşaat, bütünüyle Mimar Hayreddin’in nezareti altında yapıldı. İnşaatın tamamlanmasından sonra hükümdarın emri üzerine üç gün ve gece, fakirlere yemek dağıtıldı.

Şahkulu İsyanı

Şah İsmail’in Anadolu’da Şii propagandası yapmakla görevlendirdiği kişi, Türk asıllı olmakla birlikte kökeninin Anadolu mu yoksa İran mı olduğu tam olarak bilinmeyen Şah Kulu adı verilen biriydi. İran’dan kıyafet değiştirterek binlerce Türkmen’i Anadolu’ya sokan Şahkulu, Kütahya’ya kadar sokuldu. Şehirdeki Osmanlı kuvvetleri dağıtıldı. II. Bayezid o sıralarda oğlu Şehzade Şehenşah’ın vefatından dolayı çok üzgündü. Aslında dedesi II. Murat gibi tahtı büyük oğlu Şehzade Ahmet’e devretmek arzusundaydı. Kendisi de Şehzade Ahmet taraftarı olan Vezir-i Azam Ali Paşa, Şahkulu’nu yoketme görevinin Şehzade Ahmet’e verilmesini istedi. Böyle bir başarı ile hem Şehzade Ahmet prestij kazanacak hem de onun tahta çıkmasına karşı olan sesler azaltılabilecekti.

Bu sıralarda Anadolu beylerbeyi Karagöz Mehmet Paşa’yı da yenen Şahkulu, Kütahya’ya girdi. Bunun üzerine Amasya sancak beyi olan Şehzade Ahmet İstanbul’a çağrıldı ve başkumandan ilan edilip Ali Paşa ile birlikte Şahkulu’nun üzerine gönderilidi.

Kayseri-Sivas arasında Şahkulu ile karşılaşan Osmanlı Ordusu Gökçay Meydan Muharebesi’nde 1511 yılının Temmuz ayında Kızılbaş dedikleri Şii Türkmenleri yendiler. Yalnız Ali Paşa savaşta öldü. Bu olay ile Şii meselesi o an için ortadan kalmış oldu. Şah Kulu yakalanıp idam edildikten sonra imparatorlukta sorunlar yükseldi. Şehzadeler babalarını başarısız görüp tahtı kendi aralarında mücadele ederek ele geçirmeye çalıştılar.

II. Bayezid’ın Oğulları Arasındaki Taht Kavgaları

II. Bayezid’ın Oğulları

II. Bayezid’in, Mahmut, Ahmet, Şehenşah, Selim, Mehmet, Korkut, Abdullah ve Alemşah isimli 8 oğlu ve pek çok da kızı olmuştu. Oğullarının en büyüğü babasının tahta geçmesinden kısa bir süre sonra vefat etti. Padişah’ın 6., 7., 8. oğulları olan Mahmut, Mehmet, Alemşah ise 1507’den önce öldüler. Hayatta sadece yaş sırası ile Şehzade Ahmet, Şehzade Korkut, Şehzade Selim ve Şehenşah kalmıştı. Hepsi de olgun yaşlara gelmiş, ya kırk yaşını geçmiş veya yaklaşmışlardı. Şehzade Korkut ile Şehzade Selim Alaüddevle Bozkurt Bey’in kızı olan Ayşe Hatun’un çocukları idiler. Şehzade Ahmet Amasya’da vali iken, Korkut Manisa’da, Şehzade Selim ise Trabzon’da vali olarak görevliydi. En küçük şehzade Şehenşah’ın annesi Karamanoğlu sülalesindendi ve bu nedenle Konya valiliğini yürütüyordu.

Sponsorlu Bağlantılar

Şehzade Korkut

II. Bayezid’in hayatta kalan oğullarından Şehzade Korkut dışındakilerin hepsinin şehzadeleri vardı; yani hepsi kendisinden sonra tahta geçebilecek erkek çocuklara sahiptiler. Yalnız Şehzade Korkut’un pek çok kızı olmasına rağmen erkek çocuğu yoktu.

1509 yılında 40 yaşındaki Şehzade Korkut Manisa sancak beyi (Saruhan Beyi) iken Antalya sancak beyliğine (Teke Beyi) gönderilmişti. Vezir-i Azam Ali Paşa’nın kardeşi Şehzade Ahmet’i tuttuğunu bilen Şehzade Korkut bu tayinle tahttan uzaklaştırıldığının farkında idi. Babasının ani ölümü halinde kardeşi Ahmet Amasya’da olduğundan İstanbul’a Antalya’dan daha çabuk varabilirdi. Bu nedenle kendisinin tekrar Manisa’ya tayinini istedi, fakat kabul edilmedi. Bunun üzerine babasının gözünü korkutmak isteyen Şehzade Korkut tıpkı amcası Cem Sultan gibi hacca gideceğini söyleyip, 137 kişilik maiyeti ve 8 gemi ile 1509 yılında Antalya’dan yola çıktı. Aslında Şehzade Korkut’un denizciler üzerinde büyük bir tesiri vardı. Zaten denizcileri himaye etmesi ile ün kazanmıştı. Pek çok Osmanlı esirini fidyelerini cebinden verip kurtarmıştı. Bunun yanında denizcilik yapanları, reisleri korur, himaye ederdi.

Şehzade Korkut 29 Mayıs’ta Sultan Kansu tarafından Kahire’de muhteşem bir şekilde karşılandı. Bu arada devlet adamları bu olayın aynen Cem Sultan’ın hikâyesine benzediğinden kuşkulanmışlardı. Fakat Şehzadenin tek hedefi babasının ve Ali Paşa’nın gözünü korkutmaktı. Tüm çabalarına rağmen ataması yapılmadı ve Antalya’da kaldı.

Şehzade Selim

Aynı dönemde Şehzade Selim yaptıkları ile takdir topluyordu. Safeviler’e karşı yapmış olduğu akın ve Gürcü kralları vergiye bağlaması gözleri ona çevirmişti. Şehzade Korkut ise daha yumuşak huylu ve mutedildi. Yalnız erkek çocuğunun olamayışı nedeniyle fazla taraftar toplayamamıştı. Esasen tahta Şehzade Ahmet geçecekti. Zira meşru veliaht, büyük şehzade idi.

Şehzade Selim İstanbul’a çok uzak olan Trabzon sancak beyiydi. Ağabeylerinden Ahmet Amasya’da, Korkut Manisa’da, küçük kardeşi Şehzade Şehenşah ise Konya’daydı. Bu durumda tahta en uzak şehirde olan kendisi idi. Bir defa tahta oturan şehzadeyi oradan atmak neredeyse imkânsızdı.

Sponsorlu Bağlantılar

Bu dönemde oğlu Şehzade Süleyman 14 yaşına gelmişti. Büluğ çağına gelen şehzadelere sancak verilmesi kanundu. Babası da oğlu Süleyman için Bolu sancağını istedi. Şehzade Süleyman Trabzon’a bağlı Şebinkarahisar sancak beyiydi. Bolu ise ayrı müstakil bir sancaktı. Selim’in isteği oldu ve Şehzade Süleyman Bolu’ya nakledildi. Tabii bu olaya Amasya Sancak beyi Şehzade Ahmet karşı çıktı. Çünkü Bolu Amasya ile İstanbul arasında bir noktaydı. Bu da kendisi için tehlikeli olabilirdi.

Şehzade Ahmet’in çabaları ile Şehzade Süleyman Bolu’dan ayrılacakken, Şehzade Selim bu sefer oğlu için Kefe sancağını istedi. Kefe Kırım’da bir liman şehriydi. Kırım Hanlığı’na bağlı olmayan şehir doğrudan doğruya İstanbul’a bağlı idi. Şehzade Selim’in düşüncesi kayınpederi olan Kırım hanı Mengli Giray’a yakın bulunabilmekti. Zira Mengli Giray da damadını destekliyordu. Bunun üzerine Şehzade Süleyman 1504 yılında ölen amcası Şehzade Mehmet yerine Kefe sancak beyi oldu.

1511 yılında Şehzade Selim büyük bir maiyet ile Trabzon’dan gemi ile Kırım’a gitti. Güya oğlu Süleyman’ı ve kayınpederini ziyaret edecekti. Asıl amacı kayınpederi ile sıkı bir işbirliği yapmak ve oğlu Süleyman’a talimat vermekti. Veliaht Şehzade Ahmet, Kırım Hanı’na bir mektup gönderdi ve kardeşi Selim’e yardımdan vazgeçmediği takdirde, padişah olduğu zaman Kırım tahtından ümit kesmesini açıkça söylüyordu. Mengli Giray buna kulak asmadıysa da, kayınpederini müşkül durumda bırakmak istemeyen Şehzade Selim Kırım’dan ayrıldı. Kardeşi Ahmet babasına baskı yaparak kayınpederini azlettirebilirdi.

Selim Kırım’dan Trabzon’a dönmek yerine Rumeli’ye geçti ve artık Trabzon’a dönmeyeceğini ve kendisine Rumeli’de bir sancak verilmesini istedi. Şehzadelere Rumeli’den sancak verilmesi yasalara aykırı olmasına rağmen ordu tarafından sevilen Şehzade Selim’e Semendire ve Vidin sancakları verildi.

Bu arada Şehzade Korkut babasının üzerindeki baskısını arttırarak tekrar Manisa sancağına atandı. 2 Temmuz 1511’de Konya sancak beyi Şehzade Şehenşah’ın 40 yaşında eceli ile vefatı üzerine taht adaylarının sayısı üçe indi.

Sponsorlu Bağlantılar

1511 Temmuz’unda II. Şehzade Selim Vidin’den Edirne’ye geldi. Bu şehri işgal ettikten sonra Çorlu’ya geldi. Ancak 3 Ağustos günü babası II. Bayezid tarafından karşılandı. Birkaç dakikalık vuruşmadan sonra Şehzade mağlup oldu . Kaçmak zorunda kalan Şehzade ihtiyatı elden bırakmamıştı. Bulgaristan sahillerinde gemiler şehzadeyi bekliyordu. Bu olaydan sonra tekrar sancağına dönemezdi. Oğlunun yanına, Kefe’ye gelen şehzade orduyu elde etmeden taht yolunun zor olduğunu böylece anladı.

Şehzade Ahmed

21 Ağustos 1511 günü II. Bayezid büyük oğlu Ahmet’i tahta geçirmek üzere İstanbul’a çağırdı. Veliaht Şehzade’nin Maltepe’ye kadar gelmesi üzerine Şehzade Selim’i destekleyen birlikler ayaklandı. Bunun üzerine Şehzade İstanbul’a giremedi ve Maltepe’den geri dönmek zorunda kaldı. Amasya’ya döneceği yerde Konya’ya geçen Şehzade Ahmet burada padişahlığını ilan ederek babasının orduya söz geçiremediğini iddia etti. Şehzade Ahmet’in açıkca müddei sıfatını takınması üzerine ulema yüzünü Ahmed’den çevirdi.

Bu arada Şehzade Korkut’un ansızın İstanbul’a gelmesi işleri iyice karıştırdı. Ağabeyinin bu tavrı üzerine umuda kapılan Korkut babası ve paşalarla görüşmüş ve büyük saygı görmüştü fakat babasının hayatta olması nedeniyle paşalar Korkut’u desteklemediler.

1512 yılının ilk günlerinde Kızılbaşlar Amasya, Tokat bölgesinde tekrar ayaklandılar. Şehzade Ahmet’in orayı bırakması bölgede büyük bir boşluk oluşturmuştu. Bu olay üzerine 6 Mart günü İstanbul’da Kapıkulu Ocakları isyan çıkardı. Bu olaylar üzerine Şehzade Ahmet’i desteklemekten vazgeçen Sultan küçük oğlu Selim lehine bir name yazarak onu İstanbul’a davet etti.

II. Bayezid’ın Tahttan Çekilmesi ve Ölümü

Şehzade Selim 19 Nisan’da İstanbul’a ulaştı. Bu arada Şehzade Korkut da İstanbul’da idi. Kendisinden üç yaş küçük kardeşinin padişahlığını tanıdı ve tebrik etti. 24 Nisan 1512’de II. Bayezid oğlu Selim namına tahtan feragat ettiğini açıkladı. Böylece babasının vefatından sonra yeniçerilerin desteği ile tahta çıkan II. Bayezid uzun bir saltanatın sonunda yine yeniçerilerin baskısıyla tahttan çekilmiş oldu. II. Bayezid tahtını oğluna bırakırken şu sözleri söyler:

Sponsorlu Bağlantılar

Adaletten ayrılma, acizlere ve biçarelere karşı merhametli ol. Kimsesizlere şefkat göster, herkesin sana ram olmasını istiyorsan ulemaya çok saygı göster, zaruret olmadıkça kimseye sert davranma.

Yeni Sultan Selim’e Dimetoka’da çekilmek istediğini söyleyen sabık sultan, oğlunun cülusundan 11 gün sonra kalabalık bir maiyet ile İstanbul’dan Dimetoka’ya doğru yola çıktı. Yola çıktığında da çok hasta ve bitkin olan sabık sultan ata binemedi ve ancak tahtırevan ile seyahate devam edebildi. Dimetoka’ya ulaşmaya ömrü vefa etmeyen II. Bayezid, yola çıkışından 32 gün sonra 26 Mayıs 1512’de Edirne’nin güneydoğusundaki Havsa ilçesinin Abalar köyünde vefat etti.

II. Bayezid’in cenazesi İstanbul’a getirildi, Fatih Camii’nde kılınan cenaze namazından sonra kendi yaptırdığı Bayezid Camii’ndeki türbesine defnedildi. 62 yaşında vefat eden II. Bayezid’in padişahlık süresi 31 yıldan 9 gün eksikti. Ölümü tüm İslam âleminde üzüntü ile karşılandı. Kahire’de ölümü işitilince başta Sultan Kansu olmak üzere çok sayıda kişinin katıldığı gıyabi cenaze namazı kılındı. Ayrıca İslam dünyasının başka yerlerinde de gıyabi cenaze namazları kılındı.

II. Bayezid’ın Kişiliği ve Geride Bıraktıkları

II. Bayezid uzun boylu, yağız çehreli, ela gözlü ve geniş göğüslüydü. Yumuşak bir tabiata sahipti. Gençliğinde serbest bir hayat sürdüğü halde padişahlığında ibadete ve hayır işlerine yöneldi. Bu sebeple de Bayezid-i Veli ismiyle anıldı. Mecbur olmadıkça savaştan uzak kalmaya dikkat etti. Ayrıca ülke yönetimine verdiği önem nedeniyle çoğunlukla İstanbul’da kalmayı tercih etti.

Şehzadeliğinden beri ünlü bilginleri etrafına topladı ve kendini yetiştirmeye çalıştı. Zamanında yetişen pek çok alim, sanatkar ve şaire çalışmalarından dolayı ihsanlarda bulundu, hediyeler verdi.

Sponsorlu Bağlantılar

II. Bayezid oldukça dindar bir insandı. İstanbul’da kendi adına yaptırdığı Bayezid Camii’nin inşası bitince Padişah

Her kim ömrü boyunca ikindi ve akşam namazlarının sünnetlerini terk etmemiş ise, ilk Cuma namazında imam olsun

demişti. Bu hususta kendisinden başka kimse çıkmamış, savaşta ve barışta hiçbir sünneti bırakmadığı için namazı kendisi kıldırmıştır. Edebiyata yoğun bir ilgi duyan Bayezid’in mührünü taşıyan birçok eser hâlen Türkiye ve Avrupa kütüphanelerinde mevcuttur. Hatta, okuduğu kitaplar hakkında düşüncelerini de yazmaktaydı. Namına çok eser yazılmıştır. Bunun yanı sıra, Türk dili’nin gelişmesi için büyük hizmet verdi. O, eserlerin açık ve anlaşılır bir dil ile yazılmasını isterdi. II. Bayezid musiki ile de ilgilendi. Sultan’ın eserlerinden yalnız 8 tanesinin notası zamanımıza kadar gelebilmiştir. Bunların hepsi saz eserleridir:

  • Fahte usulünde Neva Peşrevi
  • Neva Saz Semaisi
  • Çifte-Düyek usulünde Rahatu’l-Ervah Peşrevi ve Rahatu’l-Ervah Saz Semaisi
  • Ağır düyek usulünde Aşiran-Buselik Peşrevi
  • Düyek usulünde Evc Peşrevi
  • Evc Saz Semaisi ve Sakıyl usulünde Nişabur Peşrevi.

Adlî mahlası kullanarak Türkçe ve Farsça şiirler yazdı. II. Bayezid’in yazdığı şiirlerden meydana gelen küçük hacimli bir divan Rumi 1308 tarihinde İstanbul’da basıldı. Kendisi hat sanatında da oldukça yetenekliydi.

Hükümdarlığı süresince barışı ve sakinliği tercih etmişti. Osmanlı donanması döneminde yenilendi, Piri Reis de tüm Dünya’da nam saldı. Donanmanın yenilenmesi sırasında; yelkenli savaş gemilerini uzun menzilli toplarla yaparak Osmanlı’nın Akdeniz’de tek hâkim olması sağlandı. Döneminde Yeniçeri Ocağı’nı genişletildi ve ağa bölükleri kuruldu.

Sponsorlu Bağlantılar

Sultan II. Bayezid otuz seneden fazla süren saltanatı boyunca, barış ve sükûnu tercih etmesi, donanmayı yenileyip hazırlıklar yapması, kendisinden sonra tahta geçen oğlu Yavuz Sultan Selim’in fasılasız seferlerle meşgul olmasına neden oldu. Tımar teşkilatında değişiklik yapıldı. Ülkenin birçok yerinde okullar, hastaneler, camiler, medreseler kuruldu. Yaptırdığı eserlerden günümüzde hâlâ varlığını sürdürenler arasında:

  • Bayezid Camii
  • Bayezid Medresesi
  • II. Bayezid suyolu
  • Hatuniye Camii
  • Atik Ali Paşa Camii
  • İkinci Beyazıt Külliyesi
  • İkinci Beyazıt Külliyesi Ratip Kazancıgil (1997)
  • İkinci Beyazıt Köprüsü
  • İkinci Beyazıt Köprüsü
  • İkinci Beyazıt Köprüsü
  • Koza Hanı
  • Pirinç Han

II. Bayezid’ın Ailesi

II. Bayezid’ın Eşleri

  • Nigâr Hatun – Şehzade Korkut ile Fatma Sultan’ın annesi ve Abdullah Vehbi’nin kızı.
  • Şirin Hatun – Abdullah kızı ve Şehzade Abdullah’ın annesi.
  • Gülruh Hatun – Abdülhay’ın kızı ve Şehzade Alemşah ile Kamer Sultan’ın annesi.
  • Bülbül Hatun – Abdullah kızı ve Şehzade Ahmet ile Hundi Sultan’ın annesi.
  • Hüsnüşah Hatun – Karamanoğlu Nasuh Bey’in kızı.
  • Gülbahar Hatun – Abdüssamed’in kızı ve Yavuz Sultan Selim’in annesi.
  • Ferahşad Hatun – Kefe sancak Beyi Şehzade Mehmet’in annesi.
  • I. Ayşe Hâtûn – Zülkadiroğlu Alaaüd-devle Bozkurd Bey’in kızı.

II. Bayezid’ın Erkek Çocukları

  • Şehzade Korkut
  • Şehzade Ahmet
  • Yavuz Sultan Selim

Osmanlı Padişahı I. Selim (Yavuz Sultan Selim)

  • Şehzade Mahmut
  • Şehzade Mehmet
  • Şehzade Alemşah
  • Şehzade Abdullah
  • Gevher Müluk Sultan

II. Bayezid’ın Kız Çocukları

  • Selçuk Sultan
  • Hatice Sultan
  • Ayşe Sultan
  • Hundi Sultan
  • Ayn-i Şah Sultan
  • Fatma Sultan
  • Hüma Sultan
  • Kamer Sultan
  • Meliha Sultan
Sponsorlu Bağlantılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Ne Nedir Vikipedi